Kanaatimce...

Anasayfa Fıkralar Öyküler
Halil Doğan

Halil Doğan

Halil Doğan

Yazar

 

 

Yaa..Halil Efendi!..

Halil Doğan

30.04.2022

Reşit Doğan

Bu Ramazan’da Urfa’ya gitmek zarureti hâsıl ve nasip oldu.

Doğup büyüdüğüm, 18 yaşına kadar yaşadığım Urfa’ya.

Akrabalarımın bir kısmı benim gibi İstanbul’a göçse de önemli bir kesimi hâlen Urfa’da yaşıyor.

Hem rahmetli babamın kuzeni hem de Reşide halamın eşi, eniştem Reşit Doğan’ın vefat ettiği haberiyle birlikte Ankara aktarmalı uçakla 7 saatte Urfa'ya vardık. Aramızda yaş farkı olmasına rağmen biz hep ona “Reşit abi” diye hitap ederdik. Yaşça büyük olmanın verdiği “saygı duyulmayı” hiçbir zaman otoriterliğe kaydırmadan hepimize, herkese şefkat gösterir, çocukla çocuk olurdu. Emekli astsubaydı ama bir subay otoriterliği de yoktu. Tam bir beyefendiydi. Nezahet, nezaket timsaliydi. Kimseyle kavgası, tartışması duyulmamıştır.

Bediüzzaman Said Nursi ’nin konferans verdiği Yusuf Paşa Camii’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazı sonrası omuzlarda taşınan Reşit abimizin naaşı, Bediüzzaman mezarlığına defnedildi. Tarihte “Bediüzzaman” unvanı taşıyan birkaç meşhur şahıs vardır. Mezarlığa adını veren Bediüzzaman’la, 1960 yılında Urfa’da vefat edip dergâha defnedilen, 1960 ihtilali sonrası dergâhtaki kabri sökülüp, naaşı bilinmeyen bir yere nakledilen Bediüzzaman Said Nursi aynı kişi değildir.

Daha önce Fatma halamın vefatı sebebiyle Urfa’ya gittiğimizde yazdığım "Urfa’da Fatiha günleri" yazımda bahsettiğim gibi taziye 3 gün sürüyor. Ama pandemi sürecinde 2 güne indirmişler. Ben acilen İstanbul’a dönmem gerektiğinden bir gününe iştirak edebildim. Ramazan münasebetiyle taziye evinde su, çay, mırra, yemek ikramı yok. İki katlı evin giriş katında hanımlar, üst katında erkekler taziyeleri kabul ediyor.

Doğup büyüdüğüm yere, işlerimin yoğunluğu sebebiyle maalesef sadece vefattan vefata gidebiliyorum. Hatta Amcamın vefatında da gidemedim. Her gidişimde Azrail’in mesai yapması sebebiyle bir kişi eksilmiş oluyor. Bu eksilmeler bana hep “Asterix” filminde Asterix karakterinin iksir içerek klonlanmasıyla ortaya çıkan tabloyu hatırlatır. İksir sayesinde güçlü onlarca asterix ortaya çıkar. Düşmanı yenerler ama bir sıkıtı vardır, iksirin etkisi belli bir süre geçerlidir ve Asterixlerin biri dışında hepsi kaybolmaya mahkûmdur. Zaferi kutlarken hepsi “ben gerçek Asterix’im, ben kalıcıyım!” der. Aynı biz insanlar gibi. Herkes ölecek bir tek ben kalacakmışım gibi davranırız. Teorik olarak “evet, ben de öleceğim” deriz ama ölmeyecek gibi yaşarız. İksirin süresi bitince gerçek olmayan Asterixler sabun köpüğünden oluşan baloncuklar gibi sönüp kaybolduğu sahne unutulmaz bir tefekkür sahnesidir. Biri sağda hayatiyetini sürdürürken birden kaybolur, biri solda, biri arkada…

Özellikle pandemi sürecinde gördük; hiç beklemedik anlarda ve birçok yerden tanıdıklarımızın, dostlarımızın vefat haberleri gelmeye başladı. Hayatlar, köpükten balonlar gibi sönüp gitti.

Bizden öncekiler gittiler, gidiyorlar, gidiyoruz.

Daha önce bir akrabamızı telefonla aradığımda helallik dilemiştim. “Hayrolsun” dedi, “Niçin helallik istiyorsun, özel bir durum mu var?” “Hayır…“ dedim, “özel bir durum değil, görüyorum ki her geldiğimde bir kişi eksilmiş oluyor. Eksilme olmadan, helallik dileme imkânı ortadan kalkmadan istemek lazım. Hem de hakiki, içten bir helallik isteme ve helallik verme. Dil ucuyla değil.”

Cenaze namazları sonrası imamlar sorar:

“Merhuma/Merhumeye haklarınızı helal edin!..”

Katılanlar da hep bir ağızdan cevap verirler:

-“Helal olsun!”

Peki kaçı samimi helallik!..

“Ölmeden önce ölünüz” diye güzel bir söz var. Bunu helallik açısından değerlendirirsek, ölmeden önce insanlardan helallik dilesek ve insanlara haklarımızı helal etsek diye yorumlayabiliriz.

Peygamberimiz (s.a.v.) bir gün sahabilere dönerek:

“Her kimin benim üzerimde hakkı varsa gelsin alsın…” der.

Ahlâkın en güzide temsilcisi Hz. Muhammed’den (s.a.v.) kim alacaklı olabilir ki?

Bir yaşlı sahabi çıkar ve der ki:

“Siz deveye binmişken elinizdeki kamçı benim sırtıma değdi ve acıttı, hakkımı isterim!”

Herkesin şaşkın bakışları altında peygamber kamçısını sahabe Ukkâşe’ye verir ve “haydi vur!” der. İslâm Hukuku’ndaki ismiyle “kısas” yapılacaktır.

Ukkâşe:

“Ama…” der, “Benim sırtım çıplaktı!” Peygamberimiz sırtını açar, kısasın uygulanması, alacaklının kendisine vurabilmesi için. Koskoca peygamber, devlet başkanı farkında olmadan kamçısıyla bir vatandaşının sırtına dokunup acıttığı için “işte sırtım, sen de bana vur!” diyor. Ne müthiş sahne…

Peygamber de mutludur. Zira ümmetinden birinin kendi üzerindeki bir hak, ahirete kalmadan ortaya çıkmış ve onu ödeme imkânı olmuştur.

İşte bu gerçek bir helallik istemeyi reşit Abinin evinde, ilk akşam yapayım istedim. Akrabalarım önce “Estağfurullah” falan deyip kibarlık yaptılar ama sonra…

Ahirete kalmasın dediğim hak 45 yıl sonra önüme çıktı. Yine bir taziye anında, hem de benim babamın taziyesinde benim hiç hatırlamadığım, benim sözüme benzemeyen, başkasının sözüne katılmam veya sessiz kalmam gibi bir fille değerli bir büyüğümü üzmüşüm. Görüşmemden sonra ağlayıp, gözyaşı dökmesine vesile olmuşum. Olayı, sözü hiç hatırlamıyorum. Anlatan da tam hatırlamıyor ama netice değişmiyor ki? Üzerimde çok emeği olan, son derece saygı duyduğum birini hatta kızını da üzmüş ve ağlatmışım.

Kısa bir tereddütten sonra kendi kendime seslendim:

“Yaa.. Halil Efendi!.. Âleme verir talkını, kendi yutar salkımı... Kendini iyi insan zannediyordun... Her ne kadar 18 yaşında toy bir delikanlı iken yapmışsan da 45 yıl sonra bile çıkar karşına! O gitmiş, helalleşme imkânın kalmamış. Daha kim bilir başka insanlara karşı ne hatalar yaptın? İşte diğer akrabalar önünde böyle hatan sergileniyor, utancından yerin dibine giriyorsan, ahirette insanların ve dahi Allah'ın önünde hataların sergilendiğinde ne yapacaksın?”

Artık kendimi tutamıyordum. Gözyaşlarıma hâkim olamıyordum. Sonraki iki gün boyunca da ağladım; uçakta, otobüste.

Yukarıdaki örneğe dönersek; Peygamberimiz (s.a.v.) sırtını açınca sahabi, onu sırtından öper ve “maksadım bunu öpmekti, hakkım helal olsun!” der ve herkes rahatlar. Sahabe kendi arasında birbirine haklarını helal etme yarışına girer. Ne güzel bir yarış.

“Yaa… Halil Efendi!.. Ölüm var. Ahiretleri yanmasın diye çabaladığın insanların sendeki hakları için cehenneme girmelerini istemek büyük tenakuz değil mi? Helal et gitsin. Umulur ki merhamet edip affeden de affedilir.”

Ramazan bitip Bayram edeceğimiz bugünlerin, üzerimizdeki hakların affedilip gerçek bayram edeceğimiz günler olması dileğiyle tüm insanları üzerimdeki tüm haklarını helal ediyorum.

Siz de bana ve diğer insanlara haklarınız helal etmeye ne dersiniz?

 

Halil Doğan