Kanaatimce...

Anasayfa Fıkralar Öyküler Güzel Sözler
Halil Doğan

Halil Doğan

Halil Doğan

Yazar

 

 

Yargı mensubu özgürlüğe karşı olur mu?

Halil Doğan

Esas görevi millet adına milleti oluşturan bireylerin özgürlüklerini korumak olan yargıda görev alan bazı hukukçuların Türkiye’de esen fert özgürlüklerinin genişletilmesi, önündeki engellerinin kaldırılması rüzgarına karşı, cansiperane bir mücadele verdikleri görülmektedir. Tamamen subjektif, ideolojik, evhama dayalı görüşlerini bir otorite edasıyla kamuoyuna sunmaktadırlar.

367 meselesini gündeme getirerek yargının itibarını zedeleyen bir kararın alınmasına vesile olan Kanadoğlu, “bu meclis anayasa yapmakta yetkili değildir, ancak kurucu meclisler anayasa yapabilir” gibi, değil bir hukukçu, darbe yapmış bir askerin bile söyleyemeyeceği bir beyanat vermiştir. Gerçekte hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek bir beyanattır. 22 Temmuzda halkın büyük çoğunluğunun temsil edildiği bir parlamento yapamayacak da silah zoruyla halkın seçtiğini silah zoruyla indirerek darbe yapmış üç beş adamın atadığı kurucu meclis mi yapacak? Doğrusu, Demokrasi ile taban tabana zıt bir anlayışı bir yüce mahkemenin mensubuna hiç yakıştıramadım. Anayasa yapma hakkı ya milletin ya da milletin hür iradesiyle seçtiği parlamentonundur, meclisindir.

Bu günkü gazetelerde Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Mustafa Bumin, yine bir otorite edasıyla tamamen evhama dayalı olarak “endişeliyim” diyor. Endişesini bertaraf edecek bir düzenleme teklif etmesi gerekirken özgürlüğe getirilmiş yasaktan yana tavır koymak bir hukukçuya yakışmaz. Elbette ki başörtülü başörtüsüze okula gelme diyemez, dememelidir. Aynen başörtüsüzün başörtülüye okula gelme diyememesi gerektiği gibi. Kendisinin zikrettiği gibi 1974 ten bu yana başörtülüye, nerdeyse tüm devlet birimlerinde “başörtülüyse okula gelme” denmektedir. Başörtülüye olabildiğince baskı, yasak varken bunu görmezden gelip, geçmişte olan birkaç kendini bilmezin oruçsuz insanı dövdüğünü (onun da ne kadar doğru olduğu tartışma konusuyken) bahane edip, başörtülüye serbestiyet verirsek başı açıkları okula almazlar demek güneşi balçıkla sıvamaya benzer.

Bir hukukçuya düşen görev, kişilerin birbirine müdahalesini engelleyecek objektif kriterler teklif etmek, bunların uygulanmasını sağlamaktır. Hukuk, din ve vicdan hürriyeti kapsamında “başörtülünün başörtüsüze, başörtüsüzün başörtülüye müdahalesini hoş göremez, görmemelidir”.

Türban siyasi bir simge değildir. Simgeyse hangi partinin, hangi ideolojinin simgesidir? Bunu şimdiye kadar ifade eden bir açıklama yoktur.

Türbanın simge olduğu da Sayın Bumin’in dediği gibi “sadece” Yargıtay’ın bir görüşüdür. Toplum bunu böyle görmemiştir. Siz başörtüyü İslâm’ın gereği olarak görüyor ve bunu giyenin Müslüman olduğunu anlıyorsanız ve bu sebeple yasaklamak istiyorsanız, din ve vicdan hürriyetinden haberiniz yok demektir. Siz İslam’a kızıyor, İslam’dan korkuyorsanız ve başörtülüler bunu size hatırlatıyorsa bunu hukuken yasaklamanız mümkün değildir. Demokrasi tahammül rejimidir. Biraz tahammül lütfen – tabii demokrasi ve hukuktan yanaysanız.

Halil Doğan