Kanaatimce...

Anasayfa Fıkralar Öyküler Güzel Sözler
İbrahim Küreli

Evde Yangın Varsa…

İbrahim Küreli

04.04.2025 - Gökçen - Tire - İZMİR

Evde yangın zuhûr etmişse, benzinle veya benzeri mahrûkāt ile yangının üzerine varılmaz. O yangını söndürmeye elverişli enstrümanlar ne ise, onlarla yangının üzerine gidilir. Evdeki yangının söndürülmesi konusunda hâne halkı el birliği etmediği takdirde, o ev kül olur gider. Evin sakinleri yazın sıcağında, kışın soğuğunda açıkta kalırlar…

Aile fertleri arasında husumet olsa bile, yangın zuhûru halinde o husumet, unutulmak zorundadır. Unutulur nitelikte değilse eğer, yangın savuşturuluncaya kadar buzdolabına konulur. Gelinin kaynanaya, görümcenin geline, kaynatanın dâmâda düşmanlığı evdeki yangına rağmen süreklilik arz ediyorsa tehlike çok büyük demektir.

Birbirimize tahammül etmek zorundayız baylar bayanlar…!!!

Birbirimizi sevmeye biliriz…

Maddi ve manevi şiddete maruz kalmış da olabiliriz…

Hangimiz devletimizden veya birbirimizden dayak yemedik ki?!

Sıkıntılarımız çok…Biliyorum…

Ne var ki, dışarıda bizim kavga etmemizi, birbirimizi yememizi bekleyen kirli çakallar var… Bu kirli çakallara karşı –dahilî sıkıntılarımız hangi boyutta olursa olsun- aile birliğimizi korumak zorundayız.

Bundan bir asır önce Yemen'de, Filistin'de, Trablus'ta, Balkanlar'da, Çanakkale'de bu vatan için can veren dedelerimiz hepimizin, her kesimin dedesiydi… Bir düşünün bakalım, bu topraklar için en az bir evladını kurban vermemiş aile var mı Türkiye'de? Hem de yıkılmış bir devletin sahipsiz kalmış evlatları olarak dağılmadılar, birlikteliklerini korumasını bildiler ve İngiltere ve Fransa gibi o dönemin devlerine karşı var olma mücadelesi verdiler. Çanakkkale'de destan yazdılar… Ne diyordu İngiliz işgal kuvvetleri subaylarından birisi: "14-15 yaşlarında yerlerde yatmakta olan yüzlerce cansız çocuk bedeni, âdetâ gülüyorlardı. İşte o gün kaybedeceğimizi anladım" Devrinin en modern silahlarına, zırhlı donanmalarına ve en güçlü ordularına karşı sırf insan gücüyle zayıf top ve tüfekle karşılık verilerek kazanılmış bir zafer… Tehlike anında bir araya gelebilmemiz çok güzel ama ne var ki tehlike bir nebze savuşturulduğu andan itibaren en kötü hastalığımız hemen nüksediyor. Aramızdaki muhterisler bütün ipleri eline geçirir geçirmez kendi yakın çevresi dışında kalanları tahakküme kalkışıyor. İşte o andan itibaren dananın kuyruğu kopuyor, iç mücadele başlıyor… Maalesef Türk Tarihi boyunca bu böyle olmuş. Kimse elindekiyle yetinmiyor, kanaat etmiyor… Asya'daki Türk topluluklarının yüzyıllar boyunca Rusların esaretinde yaşamaları neyin sonucu sanıyorsunuz?!

Az önce okuduğum, Yunan başbakanının Netenyahu denilen cânîyi ziyarete gitmiş olduğu haberi bana bu satırlara yazmaya sevk etti?

Olası bir ortak harekâtın fizibilite çalışmalarına giriştiler… Gelecekleri varsa görecekleri de var biliyorum ama –her ne surette olursa olsun- millî birlikteliğimizi, böylesi kritik zamanlarda kuvvetlendirmemiz gerekiyor...

İhtilaflarımızı, birbirimize olan kin ve nefretimizi askıya almak; vazgeçemiyorsak derin dondurucuya koymamız gerekiyor. Bu ülke hepimizin… Lüzumsuz hırçınlıkların, kendini beğenmişliklerin zamanı -hiç mi hiç- değil?! Dışarıda birbirimizi yememizi bekleyen, karnı guruldayan pis çakalları göremiyorsak, planlarını, niyetlerini sezemiyorsak yuh olsun bize…!!!

İç ihtilaflarımızı bir kenara bırakamadığımız takdirde altın vuruşu bir dakika bile geciktirmeyeceklerinden emin olabilirsiniz…!!!

İmparatorluk bakiyyesi olmamız itibariyle yersiz-yurtsuz kalan komşularımızı "biz" bugüne kadar bağrımıza basabildik… Ancak –maazallah- biz, benzeri bir durumla karşı karşıya kaldığımız takdirde bizi bağrına basabilecek herhangi bir siyasi teşekkül gözükmüyor… İfadelerim âvâmîce… Çünkü bu platformdan âvâma hitâb ediyorum. Sözlerimi kāle alacak ne kadar insan çıkar bilmiyorum ama dilim döndüğünce kendi üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum… Beni tanıyanlar, takip edenler bilirler… Ben de normal şartlarda çoğu zaman muhalif bir karakterim… Ne var ki, böyle kritik zamanlarda iç ihtilaflarımızı bir kenara bırakmak, en azından deep-freeze'e koymamızın gerekli olduğunu düşünenlerdenim… Herkesin bu konuda elinden gelen çabayı göstermesi gerektiğine inanıyorum… Bu ifadelerimi hafife alanlar, gereksiz bulanlar çıkacaktır elbet… Ancak "Basra harap olduktan sonra" söylenenlerin ve söyleneceklerin hiçbir kıymeti olmayacağı acı bir şekilde görülecektir… Dilerim Yüce Mevlâ bize böylesi bir acıyı yaşatmaz… En zayıf olduğumuz 20.yy.'ın başında birliğimizi, beraberliğimizi korumasını, millet olarak topyekun bir şekilde karşı koymayı becerebildiğimiz gibi inşallah bundan sonraki vartalarda da milli birliğimizi korumasını becerebiliriz. İçimden geçenleri sizinle paylaşmak istedim.

Bir kusur işlediysek affola…

 

İbrahim Küreli