Köpek sever ablalarım (başta Siren hocam) bağışlasınlar...!
Köpek hakkında bu yazımda atıp tutacağım...
Yaşım altmışa gelene kadar kavgacı insanlara niçin "köpek" denildiğinin künhüne yeterince vakıf olamamışım... Çünkü bu yaşıma kadar evde kedi beslediğimiz oldu, ama köpeğimiz hiç olmadı. Açık unutulan kapıdan evin bahçesine kaçak olarak köpek girmesi dışında, bizim evde köpek dolaştığı kimse tarafından görülmemiştir. Durum böyle olunca "köpek" demek ne demek, gerçek olarak anlaşılamıyormuş...
Henüz bir sene olmadı. Bitişiğimizdeki akrabamıza ait boş eve bir kiracı taşındı. Kiracı ailenin bir de köpeği var. Cesamet açısından küçük ve fakat çok akıllı bir köpek... Ailenin küçük çocuğunda alerjik reaksiyon varmış. O yüzden köpeği evin bahçesine almıyorlar. Bu yüzden yazın sıcağında, kışın soğuğunda, yağmurda çamurda bu köpek, daima bizim kapının önündeki betonda konaklıyor. Üstelik bizi de sahiplerinden kabul etti. Ben sabah fırına ekmek almaya giderken, bakkala şuraya-buraya giderken benimle birlikte gidip geliyor. Büsbütün bize bağlanmasın diye benden umduğu bir parça ekmeği ondan esirgiyorum... Niçin yalan söyleyeyim? Bir parça ekmeği köpeğe çok gördüğümden değil...
Gelelim şimdi, köpek bahsine nereden ve niçin geldik?! Bu hayvanların hiç gecesi gündüzü olmaz mı? Ne zaman uyurlar bu hayvanlar? Bizler gibi sağlam bir uyku çekmeden nasıl sürekli ayakta kalabiliyorlar?
Hava kararmaya başlayıp ortalık sükûnete ermeye doğru mahallede ne kadar başıboş köpek varsa bizim komşuyu ziyarete geliyorlar. Gelmelerine bir sözümüz yok da, bu nasıl bir ziyarete geliş anlamak mümkün değil... Bir havhav seramonisine başlıyorlar ki ne başlayış... Bekle ki, aralarında bir uzlaşma sağlanacak ve çenelerini kapayacaklar..! Havhav da havhav...! Ne kadar köpek varsa, hep bir ağızdan hav hav hav... Birbirlerine neler söylediklerini, ne küfürler ettiklerini öğrenmek için bir yerlerde "köpekçe dil kursu" açılmış deseler, ilk ben kaydolacağım... Bazan bu kavga sadece havhavla da kalmıyor; sanırım çenesi daha güçlü ve dişleri daha keskin olan diğerinin ensesine dişlerini geçiriyor ki en tizinden bir ciyaklama sesi göklere yükseliyor... Bilhassa Ege'nin cehennemî yaz gecelerinde henüz yenice uykuya dalmışken, böyle keskin bir ciyaklama sesiyle uyanmak o kadar sinir bozucu bir şey ki... Bazen gecenin bir saatinde irisinden bir sopayı elime geçirip üzerlerine doğru koştuğumu gördükleri anda çil yavrusu gibi oraya-buraya dağılıyorlar ki yakalamanın imkanı yok. Ancak sert bir şekilde sopayı birinin üzerine fırlatırsam nadiren isabet ettirebiliyorum. O dakika kayboluyorlar. Eve girip yatağıma yatıyorum. Tam yeniden uykuya dalacakken tekrar havlamaya başlıyorlar... Artık uyuyabilirsen, uyu...!
Köpek sahibi kiracı komşuya bir-iki kez hatırlattım. Hasta annem var. Köpeklerin havlamasından irkilerek uyanıyor, bir daha uyuyamıyor diye. Oralı olmadılar... Belediyeye şikayetçi olsam, iğneleyip itlaf etmelerinden, köpeklerin günahına girmekten korkuyorum...
Öyle acayip hayvanlar ki üçü-beşi bir araya gelince adeta terör estiriyorlar. Bisikletle, motosikletle geçenlere saldırıyorlar. Bir gün bu motosikletlilerden birisi direksiyon hakimiyetini kaybederek yere düşüp bir yerlerini kırarsa hiç şaşırmam...
Köpek denilen hayvan, beslenecekse eğer, sahibi olan kişinin özel mülkünde beslenmeli... Kat'iyyen sokağa başıboş salınmamalı... Bu hayvanın doğası bu... Sahibi olan kişiyi, onun mülkünü, şusunu-busunu korumak adına başkalarını saldırmak... Başkalarına saldırarak sahibinin gözüne girmek... Ondan daha çok yiyecek beklemek... Güzel yiyecekler ummak... Sırf bu yüzden ona havhav, buna havhav... Havhav diyecek birini bulamasa bu defa kendine havhav... İşte, bu köpek tecrübesi ile yakinen karşılaşmasam, kavgacı insanlara neden köpek dendiğini yeterince kavrayamayacakmışım. Meğer ne derece isabetli bir niteleme imiş bu köpek sıfatı... Namık Kemal, Hürriyet Kasidesi'nde "Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî-insâfa hizmetden" (*) derken boşuna söylemiyormuş... Bediuzzaman Said-i Nursî de, siyasi mesâilden birisinde çokça içlendiği kişiye: "Ey ekpek-i küpekâdan tekebbük etmiş serhoş köpek" (**) derken meğer bu hissiyatı ne kadar yoğun yaşamış...!!!
Arapçada "بصبص: basbasa" diye bir fiil var. Bu fiil "kendisine yiyecek verilmesi beklentisiyle köpek kuyruğunu salladı" anlamına geliyor. Bir de bu fiilden türetilmiş "تبصبص: tabasbasa" şeklinde bir fiil daha var. Masdarı "tabasbus" oluyor. Bu fiilin anlamı da "köpek gibi yaltaklandı, yalakalıp yaptı; birisinden bir çıkar umarak o kişiye yağ çekti" anlamına geliyor. Buna benzen diğer bir fiil de "تشيطن: teşeytana" fiilidir. İnsan şeytana öykündü, şeytanlık yaptı, anlamına gelir. Arapça bu bakımlardan çok enteresan bir dildir. Bu vesile ile bunu da kayda geçirmiş olalım...
Kasdımı aşıyor muyum, bilmem ama akşamları babam televizyon seyrederken siyasi yorumcuların katiyen birbirlerinin ne dediğine kulak vermeksizin mütemadiyen car-car-car bağırmalarına, itişip kakışmalarına rast gelince, dışarıdaki köpeklerin diyaloğuna ne kadar çok benziyor demekten kendimi alamıyorum... Ne olursa olsun, insan denilen mahluk, -köpek isimli mahluka özel- bu çirkin huydan uzak olmalı... Köpeğin vefakarlık vasfına bir diyeceğim yok ama sıkıntı, sahibine yaranacağım derken başkalarına köpeklik etmesi... Bu özellik insanda olunca, vahametinin boyutunu kestirebiliyor muyuz? Hadi onun adı köpek, köpeklik tabiatını icra edecek de insan olarak yaratılmış ve eşref-i mahlukat kabul edilmiş mahlukun birilerine yaranmak adına başkalarını ısırmaya kalkması, en azından "havhav" lar savurması, onu erzel-i mahlukat yapmaz mı? Bunu düşünmüş olsa, elbet yaptığından utanır ve saklanacak delik arar da, bunu düşünebilmek için de azıcık beyin lazım tabii...
Yine çok konuştum, başınızı şişirdim. Bir kusur işlediysek, haddimizi aştıysak kusurumuz afvoluna erenler... Umarım böyle delişmen yazılar yazmak, köpeklik yapmaktan eyidür...
(*) İnsafsız avcıya hizmet etmekten ancak köpek hoşlanır.
(**) Köpekler arasında en şiddetli köpekten köpekliğini elde etmiş/köpekleşmiş sarhos köpek.
|
Sitemizdeki Yazıları |
|
Gençler Hayalleriyle, İhtiyar Delikanlılar Hatıralarıyla Yaşarlar... mışşş... |
|
Sitemizdeki Yazıları |
|
Gençler Hayalleriyle, İhtiyar Delikanlılar Hatıralarıyla Yaşarlar... mışşş... |