Kanaatimce...

Anasayfa Fıkralar Öyküler
İbrahim Küreli

Gençler Hayalleriyle, İhtiyar Delikanlılar Hatıralarıyla Yaşarlar... mışşş...

Kürelioğlu İbram Efendi

17.05.2021 - İSTAMBOL

Merhabalar Baba Erenler...!

Sabah-ı şerifleriniz hayr olsun. Bayram haftasını geride bıraktığımız bu ilk mesai günü ve haftasının bütün dostlara hayırlar getirmesi, salgın hastalık korkusunu yavaş yavaş atmamız; silkinerek kendimize gelmemiz dileğiyle inşallah...!

Bugün sizlere çocukluğumda evin bahçesinde kardeşim Aziz Selahi ile oynarken yaşadığımız ve ara ara aklıma gelerek bugüne kadar kendimi gülmekten alamadığım bir hadiseden bahsedeceğim...

İnsanoğlu yedisinde ne ise yetmişinde de odur derlerdi büyüklerimiz. Bugün modern psikoloji bilimi de bunun doğruluğunu kabul etmiş durumda...

Bu kabilden olarak, ellili yaşlarımdaki ruh halimin gözlemleyebildiğim ilk fotoğrafları yedinci yaşımdan... yani ilkokul dönemime ait... Ondan öncesi için, karakter tahlili noktasında bir şeyler söylemem pek mümkün sayılmaz.

Yetmişli yılların başı itibarıyla müthiş bir futbol merakı daha o yıllarda almış başını yürümüştü. Okulda, teneffüs aralıklarında yapılan futbol maçları yeterli gelmeyip okul çıkışı gece yatağa girene kadar sürekli futbol oynamaktan yanaydı benim kuşağım. Hafta sonları da külliyen futbola ayrılmıştı, zamanın tümü. Bizim çocukluk dönemimiz için futbol başı-sonu olmayan paganik bir ibadet ritüeline dönüşmüştü adeta...!

Bu fakir ise, az bir zaman zarfında bu futbol aşkından usanmış ve kendimi, mensubu olduğum futbol takımından, evde yalnız başıma, bazen de kardeşimle oynadığımız mütevazı oyunlara transfer etmiştim.

Bu oyunlar arasında en büyük zevklerimden birisi, evimizin bahçesinin bir köşesinde farazi bir artezyen kuyusu tesis edip bahçenin çeşmesinden plastik hortumla bu kuyuya su temin etmek suretiyle bahçedeki portakal, mandalina ve erik ağaçlarının diplerine kadar kanaletler kazarak kenevir/kendir borularının irilerinden eklemeler yapmak suretiyle bu kanaletlerin içine kenevirden mamul su borularını yerleştirip üzerlerini toprakla örttükten sonra suyun isalesi için start vererek kendi açtığım kuyudan ağaçların dibine suyun geldiğini görmek ve bu suyu yerin altından ağaçlara ulaştırmayı başarmış olmak benim için büyük keyifti. Bu keyfi cilalamak için, kenevir borularından birisinin ucunu kibritle tutuşturup sigara niyetine dumanını çekerek ağaçların sulanışını seyrederdim. Bu da ayrı bir keyifti. Bizi Allah korumuş anlayacağınız; sigara niyetine içtiğimiz kenevir dumanı bizi uyuşturucu bağımlısı yapabilirdi. Açık yeşil ve çok kesif bir dumanı olurdu. Bu çok hoş gözüken açık yeşil duman da başlı başına bizi, o dumanı içimize çekmeye cezbediyordu...

Kardeşim Aziz Selahi ile en az bu artezyen kuyusu kadar bizi cezbeden diğer zevklerimiz her sene kurbanda kesilmek üzere satın alınan iki adet kuzuyu kendimize arkadaş edinip onlara yaptığımız numaralar.... onları çikolata tiryakisi yaptıktan sonra çikolatayı gösterip hemencecik vermeyerek yapmış olduğumuz manevi eziyetler.... büyük boy aynada kendi görüntülerini gösterip tos vuruyormuş gibi kuzuları huylandırmalar. -Aynı şeyi kedilere de yaptığımız vakiydi-

Evimizin bahçesinin ortasından çitle ayrılmış ikinci kısmında tavuklara ayrılmış olan bir alan vardı (Bugün de hâlâ bulunmakta). Büyük baş hayvanlarımızın bağlı olduğu damlar da bu bahçeye açılıyordu. Bahçenin bu kısmının iki-üç yerinde öbek öbek çalılar vardı ki bu çalılar, fırında yapılan ev ekmeklerini pişirmek için yazın dağlardan kesilip eve getirilmek suretiyle evin bahçesinde kurumaya bırakılırdı.

Şimdi gelelim, tavuklarla olan muhabbetimize... Tavuklar da çok acayip mahluklardır. Portakal kabuğu, patlıcan sapı ve bunlara benzer birkaç şey hariç önlerine adamı koysan yerler. Tavuklar sayesinde mutfaktaki hiçbir sebze-meyve artığı çöpe gitmez. Garibanlara ne verirseniz verin, hiçbirine hayır demezler afiyetle yerler. Hatta o derece ki, kendilerinden birini kestiğimizde çöpe gidecek olan iç organları, özellikle bağırsakları tavuklar için vazgeçilmez bir lezzettir. Annemiz tavuğun iç organlarını temizleyip tavuklara vermemiz için bir faraşla elimize tutuşturduğunda, tavukların o bağırsakların başında verdikleri meydan muharebesini seyretmek, onları savaşlarını seyrederken gülmekten yerlere yatmak en büyük zevklerimiz arasındaydı kardeşimle...

Aklıma bir muziplik geldiğinde katiyen kazaya bırakmazdım. Bir gün öğle yemeğinde yemiş olduğumuz kızartılmış iri ve uzun yeşil biberler her zaman yediğimizden daha acı olunca, ağzımıza ateş düşmüşçesine yanınca, yine aklıma bir muziplik geldi. O zehir gibi kızarmış biberlerden birisini kaptığım gibi evin sofasından tavukların bulunduğu kısma fırlatmamla bir kıpkırmızı ibikli genevir (BJK bayraklı) horozumuz tavuklardan önce kaptığı gibi iki-üç hamlede o uzunca biberi kursağına indirmeyi başardı başarmasına da kursağına inene kadar ağzında geçirdiği 20 saniyelik süre ağzının fırın gibi yanmasına yetmiş olmalı ki, başladı -gaavvvkkk - guuvvvkk türünden garip sesler çıkarmaya, bunu gören kardeşim ve ben gülmekten yerlere yatmaz mıyız artık...!

Tavuklara bunları yapan 80 yaşındaki dedesine neler yapar, onları da başka bir gün anlatırım inşallah..! Bugün kardeşim hâlâ, dedeme yaptıklarımızı bizim çocuklara anlatır, onları güldürür durur....

Bir gün nereden icap ettiyse, iri kıyım, siyah-yeşil renkli bir jandarma helikopteri bizim bahçenin hemen üzerinden geçmesin mi..!

Ömrümün sonuna kadar o sahneyi unutmam mümkün değil. Aynı Cehennemi tasvir ederek müminleri hizaya getirmeye çalışan Cehennemci hocaların çizdiği mahşer yeri sahnesi... hayret ve dehşetin iç içe geçtiği o acıklı sahne... Zavallı tavukların bilinç altındaki büyük yırtıcı kuştan -belki onlara göre Azrail'den- kendini/nefsini kurtarma sahnesi... Hiçbir tavuğun kendisinden bir başkasını görmeye takati yok... Hepsi can-hıraş gıdaklamalarla ve göklere fırlayarak bahçedeki öbek öbek kurumaya bırakılmış çalıların altlarına zor attılar kendilerini. Yine toplam en fazla 20 saniyelik bir hadise olmasına rağmen ortaya çıkan dehşet sahnesi görülmeye değerdi... Bu yaşıma kadar tanık olduğum en etkili sahnelerden birisiydi bu olay...

İki-üç gün kadar sonra bu tavuklardan bazısının ölmelerini, öd keseciklerinin bu korku esnasında patlamış olma ihtimaline bağladı o gün ninem-dedem giller...

Tavuklar için büyük felaket olan bu hadise, kardeşimle benim nazarımda o güne kadar karşılaştığımız en büyük komedi sahnesiydi tabii.. Biz gene tavukların bu matemi karşısında gülmekten yerlere yatıp yuvarlanmıştık... Tıpkı bugün İzraelli bazı vandallarla Avrapa ve Amerika'daki uzantılarının Filistin Cehennemi karşısındaki tavırlarında olduğu gibi...

Bu Alikopter mevzuu möhüm azizler....! Benzeri olaylar karşısında bizim tavuklar örneğinde görüldüğü gibi kimi insanların da öd kesecikleri zarar görüyor. Hatta o derece ki, hatıra defterinde size ayrılan sayfaları da bu korku yüzünden silip atabiliyorlar. Günü geldiğinde ara-ara bu konulara da değinmek mümkün olur inşallah...

Bizim çocukluk anıları fazla uzadı. Daha da uzatırsak bu defa tadı da kaçabilir... O yüzden bugünlük burada kesiyorum sayın seyirciler... Sağlıcakla kalın...

Selam ve saygılarımla....

 

İbrahim Küreli